|
|
|
|
|
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ KİM? KİTLELERİ NASIL ETKİLEDİ? GERÇEKTEN ASRIN DAHİSİMİ? DAHA BİNLERCE SORULARIN CEVAPLARINI, KUR'ANIN BU ASRIN FEHMİNE (ANLAYIŞINA) UYGUN TARZDA DERS VERDİĞİ RİSALE-İ NURLARDA BULUP TANIYABİLİRSİNİZ. "...Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçimde evlâdım yanıyor,imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum..."
Üstadın büyük hayatı ise, baştan başa feragatın şaheser
misalleriyle dolup taşmaktadır. O'nun parası, siyasi gücü, mevkisi yoktu.O'nun, kendisine zulmedenlere mukabele düşüncesi de olmadı. Defalarca yargılandı, defalarca mahkum oldu. Çevresinde yüzbinler vardı. O'nu dinledi ve eserlerini okudular. Onlar da yüzlerce kez yargılandı ve binlercesi hapishanelerde çile çekti. O ve Onlar, sarsılmadan yollarına devam etti. Kimdi bu insan? Gücünü nereden alıyordu? Kitleleri nasıl etkiliyordu? Devlet O'ndan niçin çekiniyordu? Neden O'na zulmediliyordu? Ne yapmak istiyorlardı? İşte bu soruların cevapları ile , bugüne kadar bir kısmını görmediğiniz, bilmediğiniz resimlerini ve hayatının en çarpıcı dönemlerini bu site de sunmaya çalıştık. Hayatı, eserleri, düşünceleri ve ideali ile Bediüzzaman Said Nursi... Zira, madem ki bir âlim, peygamberlerin varisidir; o halde, hak ve hakikatin tebliğ ve neşri hususunda, aynen onların tutmuş oldukları yolu takip etmesi lâzımdır. Her ne kadar bu yol, bütün dağ, taş, çamur, çakıl, uçurum, daha beteri, takip, tevkif, muhakeme, hapis, zindan, sürgün, tecrid, zehirlenme, idam sehpaları ve daha akıl ve hayale gelmeyen nice bin zulüm ve işkencelerle dolu da olsa_ İşte, Bediüzzaman, yarım asırdan fazla o mukaddes cihadı ile bütün ömrü boyunca bu çetin yolda yürüyen ve karşısına çıkan binlerle engeli bir yıldırım sür'atiyle aşan ve Peygamberlerin vârisi olan bir âlim olduğunu amelî bir surette ispat eden bir zattır. "Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti. Programımız budur ki: Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az durcaktır ve vazifesi çok bir misafirdir. Ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lâzım olan levazımatı tedarik etmekle mükelleftir.
|
Büyüklerin tarih-i hayatları okunurken, ulvî menkıbeler söylenip, aziz
hatıraları anılırken; insan, başka bir âleme girdiğini hissediyor.
Gönlünü, tertemiz sevgi hislerinin ulvî ateşi yakıyor ve İlahî feyzi
sarıyor. Tarih öyle büyük insanlar kaydeder ki, birçok büyükler, onlara
nisbetle küçük kalır.
![]() | ||
|
Bir dâvâ sahibinin ve bilhassa ıslahatçının
muvaffakiyet şartlarının en mühimmi feragattir. Zira gözler ve
gönüller, bu mühim noktayı en ince bir hassasiyetle tetkik ve takibe
meyyaldirler. Üstadın büyük hayatı ise, baştan başa feragatın
şaheser misalleriyle dolup taşmaktadır.
|
|
Bediüzzaman Said Nursî, yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslâm mütefekkirlerinden biridir. 1873'da Bitlis'in Hizan kazâsına bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 23 Mart 1960'da Şanlıurfa'da hakkın rahmetine kavuşmuştur. Keskin zekâsı, hârikulâde hafızası ve üstün kabiliyetleriyle çok küçük yaşlardan itibaren dikkatleri üstünde toplayan Said Nursî, normal şartlar altında yıllar süren klasik medrese eğitimini üç ay gibi kısa bir zamanda tamamlamıştır. Gençlik yıllarını alabildiğine hareketli bir tahsil hayatı ile değerlendirmiş; ilimdeki üstünlüğünü, devrin ulemâsıyla çeşitli zeminlerde yaptığı münâzaralarda fiilen ispatlamıştır. Bu meziyetleriyle ilim çevresine kendisini kabul ettirerek, "Bediüzzaman", yani, "çağın eşsiz güzelliği" lâkabı ile anılmaya başlamıştır. Said Nursî, medrese eğitimiyle dînî ilimlerde kazandığı ihtisası, çeşitli fenlerde yaptığı tetkiklerle tamamlamış; bu arada devrinin gazetelerini takip ederek ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerle ilgilenmiştir. Diğer taraftan, doğup büyüdüğü şark topraklarının sıkıntı ve problemlerini bizzat yaşayarak gören Said Nursî, en zaruri ihtiyacın eğitim olduğu kanaatine varmış; bunun için de şarkta din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite kurulmasını temin için yardım istemek maksadıyla 1907'de İstanbul'a gelmiştir. İstanbul'da ilim dünyasına kendisini kısa bir sürede kabul ettiren Bediüzzaman, çeşitli gazetelerde yazdığı makalelerle, o günlerde Osmanlıyı ve İstanbul'u çalkalayan hürriyet ve meşrûtiyet tartışmalarına katılmış; meşrûtiyete İslâm nâmına sahip çıkmıştır. 1909'da patlak veren 31 Mart Olayında yatıştırıcı bir rol oynamış; buna rağmen haksız ithamlarla Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarılmış, ancak burada yaptığı ateşli bir savunmadan sonra beraat etmiştir. Bu hadiseden sonra İstanbul'dan ayrılarak şarka dönmüştür. Birinci Dünya Savaşının patlak verdiği günlerde Van'da bulunan Bediüzzaman, talebeleri ile birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cepheye koşmuştur. Vatan müdâfaasında çok büyük hizmeti geçmiş; savaşta birçok talebesi şehit olmuş; kendisi de Bitlis müdâfaası sırasında yaralanarak esir düşmüştür. Yaklaşık üç yıl Rusya'da esaret hayatı yaşadıktan sonra Rusça bilmediği ve yalnız olduğu halde Varşova, Viyana ve Sofya yoluyla İstanbul'a firar etmiştir. İstanbul'da devlet ricâlinin ve ilim çevrelerinin büyük teveccühüyle karşılanmış; o zamanın en yüksek ilim ve diyanet meclisi olan Dârû'l-Hikmeti'l İslâmiye âzâlığına tayin edilmiştir. Bu devrede, resmi vazifesinden aldığı maaşla kendi kitaplarını bastıran ve bunları parasız dağıtan Bediüzzaman, İstanbul'un işgâli sırasında İngilizlerin aleyhinde neşrettiği Hutuvât-ı Sitte adlı broşürle büyük hizmet etmiş ve işgâl kuvvetlerinin kötü emellerini şiddetli bir dille açığa çıkarmıştır. Bu gibi hizmetleri Anadolu'da kurulan Millet Meclisinin takdirini kazanmış ve dönemin meclis heyeti tarafından ısrarla Ankara'ya davet edilmiştir. Bu mükerrer davetler neticesinde 1922 sonlarında Ankara'ya gelmiş ve Mecliste resmi bir hoşâmedi merasimiyle karşılanmıştır. Ankara'da kaldığı günlerde, yeni kurulan devlete hâkim olan kadronun dîne karşı lâkayd olduğunu görünce, on maddelik bir beyanname hazırlayarak Meclis âzâlarına dağıtmıştır. Bu beyannamede, yeni inkılâbın mimarlarını İslâm şeâirine sahip çıkmaya çağırmış; akabinde bir kaç görüşme yapmış: Kendisine sunulan; şark umûmi vaizliği, milletvekilliği ve Diyânet âzâlığı tekliflerini kabul etmeyerek Van'a dönmüştür. O sıralarda çıkan Şeyh Said isyanıyla hiçbir ilgisi olmadığı, hatta isyan öncesinde kendisinden destek isteyen Şeyh Said'i bu niyetinden vazgeçirmeye çalıştığı halde, Bediüzzaman isyan sonrasında, Van'da ikamet ettiği uzlethânesinden alınarak Burdur'a oradan da Isparta'nın Barla nâhiyesine nefyedilmiştir. Artık Bediüzzaman için ömrünün sonuna kadar sürecek olan 35 senelik sürgün ve istibdât hayatı başlamıştır. Fakat Bediüzzaman Said Nursî boş durmamış Barla'da "mânevî cihad" hizmetini başlatmış, birbiri peşi sıra telif ettiği eserlerde Kur'an'dan aldığı ders ve feyizle îman esaslarını terennüm etmiştir. Bu eserler, îmânını tehlikede hisseden halkın büyük teveccüh ve rağbetine mazhar olmuş; elden ele dolaşarak hızla yayılmıştır. O dönemde elle yazılarak çoğaltılan risâlelerin toplam sayısı 600.000'i bulmuştur. Başlattığı hizmetin halka mal olması, devrinin idarecilerini rahatsız ettiğinden 1935'te Eskişehir, 1943'te Denizli, 1947'de Afyon, 1952'de İstanbul mahkemelerine çıkarılmıştır. Bu mahkemelerin tümünde beraat etmiş olduğu halde Kastamonu'da, Afyon Emirdağı'nda, Ve Isparta Barla'da sıkı tarassud ve takip altında yaşamaya mahkum bırakılmıştır. Ömrünün son günlerine kadar keyfî muamele ve eziyetlerden kurtulamayan Bediüzzaman, buna rağmen, îman hizmetini büyük bir bağlılık ve kararlılıkla devam ettirmiş ve o zor şartlar altında telif ettiği 6000 küsür sayfalık Risâle-i Nur külliyatını tamamlamaya muvaffak olmuştur. Kur'an'daki îman hakikatlarını bu asrın idrâkine uygun ve iknâ edici bir üslûbla aklen ve mantıken izah ve ispat eden ve vehbî olarak kaleme alınan bu eserler, onun çileli hayatının en güzel meyvesidir. Bediüzzaman Said Nursî'nin temellerini attığı îman ve İslâm hizmeti vefatından sonra devam etmiş bütün memlekete ve dünyaya yayılmıştır. Bugün Türkiye ve tüm dünyada Risâle-i Nur hizmeti, sayıları milyonları aşan Nur talebeleriyle hızla sürmektedir. Araştırmacı yazar Eşref Edib'in 1952'de kaleme aldığı Bediüzzaman'la yaşadığı bir hatırasının makalesi... ( Tarihçe-i Hayatı Tahliller'den)
|
|
Bu site, http://www.nurkalesi.com temel alınarak hazırlanmıştır.Sitenin tüm hakları saklıdır. nurkalesi © 2008 |