|
ED-DÂÎ:
Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde
Said'den yetmiş dokuz emvat bâ-âsâm âlâma.
Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş,
Beraber ağlıyor hüsrân-ı İslâma.
Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımla
Revânım saha-i ukbâ-yı ferdâma.
Yakînim var ki, istikbal semâvâtı, zemin-i Asya
Bâhem olur teslim yed-i beyzâ-yı İslâma.
Zira yemin-i yümn-ü imandır,
Verir emn ü eman ile enâma.
Bediüzzaman Said Nursi (ra)
Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,
İnsan da, o imandaki son sırra ererse,
En azgın ölümler ona zincir vuramazlar;
Volkan gibi coşkun akıyor, durduramazlar
Rabbimden iner azmine kuvvet veren ilham,
Peygamberi rüyada görür belki her akşam.
Hep nur onun iman dolu kalbindeki mihrap,
Kandil olamaz ufkuna dünyadaki mehtap.
Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz;
Mevsim, bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz.
Cennetteki âlemleri dünyada görür de,
Mahvolsa eğilmez sıra dağlar gibi derde.
En sarp uçurumlar gelip etrafını sarsa,
Ay batsa, güneş sönse, ufuklar da kararsa,
Gökler yıkılıp çökse, yolundan yine dönmez,
Ruhundaki imanla yanan meş'ale sönmez!
Kalbinde yanardağ gibi, iman ne mukaddes!
Vicdanına her an şunu haykırmada bir ses:
Ey yolcu! Şafaklar sökecek, durma, ilerle,
Zulmetlere kan ağlatacak meşalelerle_
Yıldızlara bas, çık yüce âlemlere, yüksel,
İnsanlığı kurtarmaya Cennetten inen el!
GÖNÜLLER FATİHİ BÜYÜK ÜSTADA
Nuruyla bütün gönlümü fetheyleyen üstad!
Gönlüm seni, kudsî heyecanlarla eder yâd.
İlhâmıma can geldi berâet haberinle,
Mü'minleri şâdeyleyen ulvî zaferinle.
Sıyrıldı ufuklardan o kasvetli bulutlar;
Göklerde melekler, bu büyük bayramı kutlar.
Milyonların imanını kurtardı cihâdın;
Par par yanar imanlı gönüllerdeki yâdın.
Coşturmada imanları, binlerle vecizen,
Tarihini kudsî heyecanlarla süzerken.
İlhâmımı mestetti tecellâ-yı cemâlin;
"Fâtih" gibi rehberleri andırmada hâlin.
Dağlar gibi sarsılmadın, en korkulu günlerde,
Her ânı ölümler dolu tazyikin önünde.
Dünyalara dehşet salıyor, sendeki iman;
Sarsılmayan imanına düşman bile hayran.
Rehber sana zîra, "Yüce Peygamberimiz"dir.
Ölmez eserin: Gençliğe gösterdiğin izdir.
Kur'ân-ı Kerimin ezelî feyzine erdin;
İnsanlığa, iman ve kemâl dersini verdin.
Ey başlara cennetlerin ufkundan inen tâc!
Âlem senin irfânına, irşâdına muhtaç.
Derya gibi nurlar taşıyor her eserinden;
"Allah"a giden Nurcuların rehberisin sen!
Milyonları derya gibi coşturmada "Sözler";
Cennetteki âlemleri seyretmede gözler.
Hikmet dolu her cümlede, Kur'ân'daki nur var;
Her lem'ada, bin bir güneşin huzmesi çağlar.
"Nur Yolcusu" insanlığa örnek olacaktır.
Kudsî heyecanlarla, gönüller dolacaktır.
Mefkûresi, günden güne erdikçe kemâle;
Gark olmada iç âlemi, en tatlı visâle.
Coştukça denizler gibi kalbindeki iman;
Bin ders-i hakikat veriyor ruhuna Kur'ân.
Âzâdedir İslâmı saran tehlikelerden;
Dâvâsı temiz çünkü siyasî lekelerden.
Her hamlesinin kuvve-i kudsiyesi vardır;
Vicdanları mesteyleyen ulvî sesi vardır.
Aşkın ezelî sırrına erdikçe gönüller;
Yer yer donatır ufkunu sevda dolu renkler.
Bir ülkeyi baştan başa fetheyledin ey Nûr!
Nurun olacaktır, bütün insanlığa düstur.
Kur'ân seni te'yid ediyor mucizelerle;
Ey şanlı gönül fâtihi hiç durmadan ilerle!
Târih-i hayatın doludur hârikalarla;
Hiç sönmeden âlemde güneşler gibi parla!
Manzûme-i şemsiyeyi temsil ediyorsun;
Heybetli fezâlarda hız almış gidiyorsun!
İmanlı nesiller, seni tâkip edecektir;
Yıllarca, asırlarca peşinden gidecektir.
Tarihi aşarken sen o iman dolu hızla,
Milyonları aşmış bütün evlâdlarınızla;
Birden açılır ruhuma esrarlı bir âlem,
Vasfeyleyemez aşkımı, şi'rimdeki nâlem...
Ali Ulvi KURUCU
Üstadım izinden gitmek istiyorum,
Sahabe gibi yaşamayı diliyorum,
Kur'andan sünnetten ders istiyorum,
Talebeliğe kabul et beni üstadım.
Doğuda rusları kovan sen idin,
Nikoloviç'e restini çekendin,
Ezalara, cefalara gögüs gerdin,
Senin gibi olmak istiyorum üstadım
Tek yol budur sünnet yolu dedin,
Yahudi elbisesine sırtını döndün,
Sarık cübbe için hapisane gördün,
Bende sünnete uymak istiyorum üstadım.
İstediğin senin Hak yoluydu,
Gayeleri seni asmakla doluydu,
Sendeki iman kimsede yoktu,
Sendeki imanı istiyorum üstadım.
İnsanlara hapishane eza yeriydi,
Senin için ise gül bahçesiydi,
Çünkü aradığın senin böyle yerdi,
Sendeki sabrı istiyorum üstadım.
Üstadım çevremden utanıyorum,
Günahlar çoğalmış kaçamıyorum,
Sendeki tahkiki imanı istiyorum,
Kur'anla bizlere ders verdin üstadım.
Abdullah Said SABİR
Osmanlı bayraktarlığını yaptı şanlı islam'ın,
Hakimiyeti asırlardır yüce ahlakın,
Ders verdi beşere tebdil-i kur'an,
Sönmez söndürülmez oldu icaz-ı Kur'an,
Yüce hakimiyeti Kur'anın oldu icafz-ı nur,
Saidler feda oldu nur'u ala nur.
Zındıklar gafiller bilmez nur ne der,
Beşeri uhrevi saadete sevk eder,
Bilmez ki zındıklar kim ne eder,
Nur hizmeti saadet kapısı eden kendine eder,
Basite alma gafil aslın çamur balçık,
demir değilsin ki çürümeden kurtul çık,
Necisin, niye geldin, niçin gidiyorsun?,
Maksadın gayen sebebini anlamıyorsun,
Aklın,şuurun, iraden varsa sor kendine,
Maksadım gayem, asıl rızayı ilahiye,
Mücedditler, müctehidler niçin terk ettiler,
Bilmiyorlarmıydı rahatlığı hakiki abdler.
Sungurlar, Ceylanlar, Bayram Yükseller,
Nur'u hizmet bildi bu aciz insanlar,
Sarıldı Hak'kal yakin yüce Hak'ın divanına,
Feda oldu hayatlar bu dava uğruna,
ve gayen Nur'a hizmet etmek,
İstiyorsan gerçek saadeti ebede gitmek,
Aklını kullan istidadını bu davada,
Mevlam mükafatsız bırakmaz bu dava uğrunda.
Abdullah Said SABİR
Toz bağlamış rafta okunmayan kitap gibi,
Paslı bırakma kalbini terk etme eyle hitap,
Mum ışığı değil nur ister güneş gibi aydınlat,
Bir köz olmalı yanmalı aşk ile bu kalp,
Yansıt gönlüne derinden nur'un ışığını,
Rüzgara bırakma közünü külünü eyleme harap,
Işıt etrafa aksettir etrafa ayna gibi,
Nesilden nesile ulaştır yol bulsun eyle hitap,
Ebede uzanan dardan genişe yol bulmalı,
Mevlana Yunus olmalı uğruna yanmalı,
Huzuru Dünya saadetinde değil, gayb-ı alemde bulmalı,
Yeryüzü baki değil, Ayna ol eyle hitap,
Görev bil nur'u karanlıklar aydınlansın,
Cennet yeryüzü cehennem olmasın,
Nefsine dur! acicizim acizane istemem demelisin,
Uğruna Hak'kın eylemelisin hitap
Uyuyan sen değil abdler olmamalısın,
Gençliğe seslenip kulunu uyarmalı eylemelisin hitap,
Nur'u duymalı beşer gaybı bilmeli,
Ey!. müslüman bu nur'u ayna edip eylemelisin hitap,
Kur'ana hadim olup etme zaiyat,
Küf tutmuş kalp ile değil nur ile hitap,
Üzerine konan mikroplara verme fırsat,
Ardından doğacak Güneş gibi akseden nur'u eyle hitap.
Abdullah Said SABİR
Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,
İnsan da, o imandaki son sırra
ererse,
En azgın ölümler ona zincir vuramazlar;
Volkan gibi coşkun akıyor,
durduramazlar
Yadigarın yeni nesil taşıyor seni içinde,
Unutulmaz yaşanılan İslam'ın uhuvvet kardeşliğide,
Öyle bir yadigar bıraktın ki, binler saidlerle dolu,
Öyle saidlerki senin numunen oldu.
|